بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
فَأَمَّا مَنۡ أَعۡطَىٰ وَٱتَّقَىٰ ٥
Bundan böyle amma her kim vergi verir korunur.
Kim verir korunursa,
(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
وَصَدَّقَ بِٱلۡحُسۡنَىٰ ٦
Ve husnâyı tasdîk eylerse.
ve en güzel sözü doğrularsa,
(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلۡيُسۡرَىٰ ٧
Biz onu yüsraya (en kolayına) kolaylıyacağız.
Onu en kolay başarıya ulaştırırız.
(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسۡتَغۡنَىٰ ٨
Ve amma her kim bahıllık eder ve istiğna gösterir.
Fakat kim cimrilik eder, kendini zengin görüp kendisini Allah'tan müstağni sayarsa,
(8-10) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
وَكَذَّبَ بِٱلۡحُسۡنَىٰ ٩
Ve husnâyı tekzib eylerse.
Ve en güzel sözü de yalanlarsa,
(8-10) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلۡعُسۡرَىٰ ١٠
Onu da usraya (en zoruna) kolaylıyacağız.
Biz de onu en zora yöneltiriz.
(8-10) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
وَمَا يُغۡنِي عَنۡهُ مَالُهُۥٓ إِذَا تَرَدَّىٰٓ ١١
Ve yuvarlandığı zaman onu malı kurtaramayacak.
Çukura düştüğü zaman malı ona hiçbir fayda sağlamaz.
Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez.
إِنَّ عَلَيۡنَا لَلۡهُدَىٰ ١٢
Her halde doğruyu göstermek bize.
Doğru yola iletmek bize aittir.
Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.
وَإِنَّ لَنَا لَلۡأٓخِرَةَ وَٱلۡأُولَىٰ ١٣
Ve her halde sonu da bizim önü de (Âhiret de Dünyada).
Şüphesiz ahiret de dünya da bize aittir.
Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.
فَأَنذَرۡتُكُمۡ نَارٗا تَلَظَّىٰ ١٤
Ben size bir ateş haber verdim ki köpürdükçe köpürür.
Ben sizi alev saçan bir ateşe karşı uyardım.
Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım.
لَا يَصۡلَىٰهَآ إِلَّا ٱلۡأَشۡقَى ١٥
Ona ancak en şakî olan yaslanır.
Ona ancak bedbaht kimse girer.
(15-16) O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer.