بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبٞ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ ٤٨

Orada kendilerine hiç bir zahmet tokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değildirler.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar orada bıkkınlık hissetmezler, oradan çıkarılmaları da sözkonusu değildir.

– Seyyid Kutub

Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

– Diyanet İşleri

۞ نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٤٩

Haber ver kullarıma ki hakikat ben, benim öyle Gafur, öyle Rahim.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Ey Muhammed, kullarıma haber ver ki, ben gerçekten affediciyim, merhametliyim.

– Seyyid Kutub

(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

– Diyanet İşleri

وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ ٥٠

Bununla beraber azâbım da azâbı elîm.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat azabım da son derece acıklı bir azaptır.

– Seyyid Kutub

(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

– Diyanet İşleri

وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ ٥١

Hem onlara İbrahim’in müsafirlerinden bahs et.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlara İbrahim'in konukları hakkında da bilgi ver.

– Seyyid Kutub

Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.

– Diyanet İşleri

إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمٗا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ ٥٢

O vakit ki yanına girdiler de, selâm dediler, biz dedi: sizden cidden korkuyoruz.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Hani İbrahim'in yanına girip selâm verdiklerinde O «Biz sizden korkuyoruz» dedi.

– Seyyid Kutub

Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selâm” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti.

– Diyanet İşleri

قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٖ ٥٣

Korkma, dediler: biz sana Alim bir oğul tebşir ediyoruz.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar «Korkma, biz sana bilgin bir oğlun olacağını müjdeliyoruz.»

– Seyyid Kutub

Onlar, “Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz” dediler.

– Diyanet İşleri

قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ٥٤

Beni mi, dedi: tebşir ettiniz? Bana ihtiyarlık gelip çatmışken, artık beni ne suretle tebşir edersiniz?

– Elmalılı Hamdi Yazır

İbrahim «Hayli ilerlemiş yaşıma rağmen mi bana bu müjdeyi veriyorsunuz? O halde neye dayanarak müjde veriyorsunuz?» dedi.

– Seyyid Kutub

İbrahim, “Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?” dedi.

– Diyanet İşleri

قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ ٥٥

Seni dediler: emri hakkile tebşir ettik, onun için ümidi kesenlerden olma.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar dediler ki «Sana bu müjdeyi gerçeğe dayanarak veriyoruz, sakın umutsuzlardan olma.»

– Seyyid Kutub

“Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma” dediler.

– Diyanet İşleri

قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ ٥٦

Rabbin’in rahmetinden, dedi: sapkınlardan başka kim ümidi keser?

– Elmalılı Hamdi Yazır

İbrahim, «sapıklardan başka kim Allah'ın rahmetinden ümit keser» dedi.

– Seyyid Kutub

Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”

– Diyanet İşleri

قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ٥٧

Ey mürseller, dedi: bunu müteakıb memuriyyetiniz nedir?

– Elmalılı Hamdi Yazır

İbrahim; «Ey elçiler göreviniz nedir?» dedi.

– Seyyid Kutub

İbrahim, “Ey Elçiler! Göreviniz nedir?” dedi.

– Diyanet İşleri

قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمٖ مُّجۡرِمِينَ ٥٨

Haberin olsun dediler: biz mücrim bir kavme gönderildik.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar dediler ki, «Biz günahkâr bir topluma gönderildik.

– Seyyid Kutub

Şöyle dediler: “Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.

– Diyanet İşleri

AYARLAR
Okuyucu

Yazı Boyutu


00:00
00:00