بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٤٣
Elbet bunların da hepsinin mevıdleri şüphesiz cehennem.
Onların hepsinin buluşma yerleri cehennemdir.
Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir.
لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبٖ لِّكُلِّ بَابٖ مِّنۡهُمۡ جُزۡءٞ مَّقۡسُومٌ ٤٤
Onun yedi kapısı vardır, her kapıya onlardan bir cüz-i maksum.
Oranın yedi kapısı vardır. Her kapıdan hangi cehennemlik grupların içeriye girecekleri belirlenmiştir.
Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır.
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتٖ وَعُيُونٍ ٤٥
Elbette müttekiler, cennetler, pınarlar içinde.
Kötülükten sakınanlar ise, cennetteler ve pınar başlarındadırlar.
Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır.
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ ٤٦
Girin onlara selâmetle emîn emîn.
Onlara «Esenlikle ve güven içinde oraya giriniz» denir.
Onlara, “Girin oraya esenlikle, güven içinde” denilir.
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٖ مُّتَقَٰبِلِينَ ٤٧
Sinelerindeki kînleri soymuşuzdur da ihvan olarak köşkler üzere karşı karşıya otururlar.
Biz cennetliklerin kalplerindeki tüm kin tortularını çekip çıkardık, onlar orada karşılıklı koltuklarda oturan kardeşlerdir.
Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.
لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبٞ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ ٤٨
Orada kendilerine hiç bir zahmet tokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değildirler.
Onlar orada bıkkınlık hissetmezler, oradan çıkarılmaları da sözkonusu değildir.
Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
۞ نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٤٩
Haber ver kullarıma ki hakikat ben, benim öyle Gafur, öyle Rahim.
Ey Muhammed, kullarıma haber ver ki, ben gerçekten affediciyim, merhametliyim.
(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ ٥٠
Bununla beraber azâbım da azâbı elîm.
Fakat azabım da son derece acıklı bir azaptır.
(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.
وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ ٥١
Hem onlara İbrahim’in müsafirlerinden bahs et.
Onlara İbrahim'in konukları hakkında da bilgi ver.
Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمٗا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ ٥٢
O vakit ki yanına girdiler de, selâm dediler, biz dedi: sizden cidden korkuyoruz.
Hani İbrahim'in yanına girip selâm verdiklerinde O «Biz sizden korkuyoruz» dedi.
Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selâm” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti.
قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٖ ٥٣
Korkma, dediler: biz sana Alim bir oğul tebşir ediyoruz.
Onlar «Korkma, biz sana bilgin bir oğlun olacağını müjdeliyoruz.»
Onlar, “Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz” dediler.