بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

إِنِّيٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ ٢٥

Haberiniz olsun ki ben Rabb’inize iman getirdim, gelin dinleyin beni.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Şüphesiz ben Rabb'inize inandım, beni dinleyin.

– Seyyid Kutub

“Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!”

– Diyanet İşleri

قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَٰلَيۡتَ قَوۡمِي يَعۡلَمُونَ ٢٦

Denildi ki: haydi gir cennete! Keşke, dedi, nolurdu kavmım bilselerdi?

– Elmalılı Hamdi Yazır

O'na «cennete gir» denilince «Keşke kavmim bilseydi.»

– Seyyid Kutub

(26-27) (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi.

– Diyanet İşleri

بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ ٢٧

Rabbim bana ne mağrifet buyurdu. Beni ikram olunan kullarından kıldı.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Rabb'imin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını dedi.

– Seyyid Kutub

(26-27) (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi.

– Diyanet İşleri

۞ وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندٖ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ ٢٨

Arkasından ise kavminin üzerine Semâ’dan bir ordu indirmedik indirecek de değildik.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Ondan sonra, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, zaten indirecek te değildik.

– Seyyid Kutub

Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.

– Diyanet İşleri

إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةٗ وَٰحِدَةٗ فَإِذَا هُمۡ خَٰمِدُونَ ٢٩

O yalnız bir sayha oldu derhal sönüverdiler.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Sadece korkunç bir ses oldu, hemen sönüp gittiler.

– Seyyid Kutub

Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.

– Diyanet İşleri

يَٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٣٠

Ey! ne hasret o kullara ki kendilerine her gelen Resul ile mutlaka istihzâ ediyorlardı.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Yazık şu kullara! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı.

– Seyyid Kutub

Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar.

– Diyanet İşleri

أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّهُمۡ إِلَيۡهِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ ٣١

Baksalar a kendilerinden evvel ne kadar karınlar helâk etmişiz, onlar hiç onlara dönüp gelmiyorlar.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Görmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik. Onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler.

– Seyyid Kutub

Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

– Diyanet İşleri

وَإِن كُلّٞ لَّمَّا جَمِيعٞ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ ٣٢

Ancak hepsi toplanıp bizim kıtımıza ihzar edilmişlerdir.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir.

– Seyyid Kutub

Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır.

– Diyanet İşleri

وَءَايَةٞ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهَا حَبّٗا فَمِنۡهُ يَأۡكُلُونَ ٣٣

Hem bir âyettir onlara ölü arz: biz ona hayat verdik ve ondan habbeler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarırız da ondan yerler.

– Seyyid Kutub

Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.

– Diyanet İşleri

وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّٰتٖ مِّن نَّخِيلٖ وَأَعۡنَٰبٖ وَفَجَّرۡنَا فِيهَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ ٣٤

Ve onda cennetler yaptık; hurma bahçeleri, üzüm bağları, neler! İçlerinde kaynaklar akıttık.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Orada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık.

– Seyyid Kutub

(34-35) Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

– Diyanet İşleri

لِيَأۡكُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ ٣٥

Yesinler diye mahsulünden ve kendi ellerinin mamulâtından, halâ şükretmiyecekler mi?

– Elmalılı Hamdi Yazır

Ki, onun ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı?

– Seyyid Kutub

(34-35) Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

– Diyanet İşleri

AYARLAR
Okuyucu

Yazı Boyutu


00:00
00:00