بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٧٧
O Vakit ki Şuayb onlara demişti: siz Allah’dan korkmaz mısınız?
Hani Şuayb, onlara dedi ki; «Siz hiç Allah'tan korkmaz mısınız?»
Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ ١٧٨
Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, emînim.
Ben size gönderilmiş, güvenilir bir elçiyim.
“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٧٩
Gelin Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Öyleyse Allah'tan korkunuz da çağrıma uyunuz.
Artık, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ١٨٠
Buna karşı sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak Rabb-ül’âlemîn’e aiddir.
Ben bu çağrı hizmetime karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum; benim çabalarımın karşılığını verecek olan, alemlerin Rabb'idir.
“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
۞ أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ ١٨١
Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın.
Ölçme işlemlerinizde dürüst olunuz, eksik ölçenlerden olmayınız.
“Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ ١٨٢
Ve doğru terazi ile tartın.
Tartma işlemlerinde doğru ve duyarlı terazi kullanınız.
“Doğru terazi ile tartın.”
وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ ١٨٣
Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yer yüzünü ihtilâlcılıkla fesada vermeyin.
Halkın mallarına düşük değer biçmeyiniz, yeryüzünde kargaşa çıkarıp dirliği bozmayınız.
“İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٨٤
O sizi ve sizden evvelki cibileti yaratan hâlıktan korkun.
Sizi ve sizden önceki kuşakları yaratan Allah'tan korkunuz.
“Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.”
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ ١٨٥
Sen, dediler: muhakkak sihirlilerdensin.
Eykeliler dediler ki; «Sen büyüye çarpılmış birisin.»
Onlar şöyle dediler: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ ١٨٦
Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin, doğrusu biz seni her halde yalancılardan sanıyoruz.
Sen de sadece bizler gibi bir insansın. Senin kesinlikle yalan söylediğin kanısındayız.
“Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.”
فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ١٨٧
Üzerimize Semâ’dan bir kıtayı düşürüver haydi sâdıklardan isen.
Eğer doğru söylüyorsan başımıza gökten parçalar yağdır.
“Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.”