بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ ١٤٣
Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim.
Ben size gönderilmiş güvenilir bir Allah elçisiyim.
“Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٤٤
Gelin Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Öyleyse Allah'tan korkunuz da çağrıma uyunuz.
“Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ١٤٥
Buna karşı ben sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak Rabb-ül’âlemîn’e aiddir.
Ben bu çağrı hizmetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum; benim çabalarımın karşılığını verecek olan, alemlerin Rabb'idir.
“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ ١٤٦
Siz burada emn-ü eman ile bırakılacak mısınız?
Siz bu dünyada hep güven içinde yaşatılacağınızı mı sanıyorsunuz?
(146-148) “Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?”
فِي جَنَّٰتٖ وَعُيُونٖ ١٤٧
O cennetler, pınarlar.
Bahçeler ve pınarlar arasında
(146-148) “Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?”
وَزُرُوعٖ وَنَخۡلٖ طَلۡعُهَا هَضِيمٞ ١٤٨
Lâtıf tal'ı sarkmış hurmalar, ekinler içinde.
Ekinler ve olgun tomurcuklar hurmalar arasında
(146-148) “Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?”
وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتٗا فَٰرِهِينَ ١٤٩
Ki bir de dağlardan keyfli keyfli evler yontuyorsunuz.
Dağları maharetle oyup alımlı köşkler yapıyorsunuz?
“Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.”
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٥٠
Gelin Allah’dan korkun da bana itaat eyleyin.
Allah'tan korkunuz da çağrıma uyunuz.
“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ ١٥١
İtaat etmeyin o kimselere ki.
Aranızdaki azıtmışların emirlerine uymayınız.
(151-152) “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”
ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ ١٥٢
Yer yüzünü fesada verirler de islâh etmezler.
Onlar yeryüzünde kargaşa çıkarırlar, hiçbir bozukluğu düzeltmezler.
(151-152) “Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”
قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ ١٥٣
Sen dediler: çok büyülenmişlerdensin.
Semudoğulları dediler ki; «Sen büyüye çarpılmış birisin.»
Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”