بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
خِتَٰمُهُۥ مِسۡكٞۚ وَفِي ذَٰلِكَ فَلۡيَتَنَافَسِ ٱلۡمُتَنَٰفِسُونَ ٢٦
Hitamı misk, işte ona imrensin artık imrenenler.
Sonu misktir, onun. İşte yarışanlar bunda yarışsınlar.
Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسۡنِيمٍ ٢٧
Hem mizacı tesnîmden.
Karışımı tesnimdendir.
O içeceğin katkısı tesnimdir.
عَيۡنٗا يَشۡرَبُ بِهَا ٱلۡمُقَرَّبُونَ ٢٨
Bir çeşmeki mukarrebîn onunla içerler.
Yakınlaştırılmış olanların kendisinden içtiği kaynaktan.
Bir pınar ki, Allah’a yakın olanlar ondan içerler.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجۡرَمُواْ كَانُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يَضۡحَكُونَ ٢٩
Evet, o cürm işleyenler iman edenlere gülüyorlardı.
Suçlular, şüphesiz inanmış olanlara gülerlerdi.
Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.
وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمۡ يَتَغَامَزُونَ ٣٠
Ve onlara uğradıkları zaman birbirlerine göz kırpıyorlardı.
Yanlarından geçtikleri zaman da birbirlerine göz kırparlardı.
Mü’minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمُ ٱنقَلَبُواْ فَكِهِينَ ٣١
Ve evlerine döndükleri zaman zevklanarak dönüyorlardı.
Ailelerinin yanına döndükleri zaman da eğlenmeye başlarlardı.
Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı.
وَإِذَا رَأَوۡهُمۡ قَالُوٓاْ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ ٣٢
Ve onları gördükleri vakit ha, işte bunlar sapıklar diyorlardı.
İnananları gördüklerinde «Bunlar sapıklardır» derlerdi.
Mü’minleri gördükleri vakit, “Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir” diyorlardı.
وَمَآ أُرۡسِلُواْ عَلَيۡهِمۡ حَٰفِظِينَ ٣٣
Halbuki üzerlerine gözcü gönderilmemişlerdi.
Oysa kendileri, onların üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
Hâlbuki onlar, mü’minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
فَٱلۡيَوۡمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنَ ٱلۡكُفَّارِ يَضۡحَكُونَ ٣٤
İşte bugün de iman edenler kâfirlere gülecekler.
İşte bugün de inananlar kafirlere gülerler.
İşte bugün de mü’minler kâfirlere gülerler.
عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ٣٥
Erîkler üzerinde nazar edecekler.
Tahtlar üzerinde kurulup bakarlar;
Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.
هَلۡ ثُوِّبَ ٱلۡكُفَّارُ مَا كَانُواْ يَفۡعَلُونَ ٣٦
Nasıl kâfirler ettiklerinin cezasını buldularmı?
Kafirler, yaptıklarının cezasını gördüler mi? diye.
Nasıl, kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı?