بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
مُّهۡطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِۖ يَقُولُ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَسِرٞ ٨
Gibi çağırana koşarak, der ki kâfirler: bu pek zorlu bir gündür.
Kendilerini çağıran görevliye doğru koşarlar. O zaman kafirler «Bu zor bir gündür» derler.
Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, “Bu zor bir gün” derler.
۞ كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحٖ فَكَذَّبُواْ عَبۡدَنَا وَقَالُواْ مَجۡنُونٞ وَٱزۡدُجِرَ ٩
Onlardan evvel Nuh kavmi tekzib etti yalancı dediler o kulumuza, mecnun dediler, çok incittiler.
Onlardan önce Nuh'un soydaşları da yalanlamışlardı. Onlar kulumuz Nuh'u yalanlayarak «Bu adam delidir» dediler, onu görevinden alıkoydular.
Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp “Bu bir delidir” dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَغۡلُوبٞ فَٱنتَصِرۡ ١٠
O da nihayet Rabbi’ne duâ etti, ben dedi, mağlûbum, hemen nusratını ver.
O da «Ben yenik düştüm, yardım et bana» diye Rabb'ine dua etti.
O da Rabbine, “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” diye dua etti.
فَفَتَحۡنَآ أَبۡوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٖ مُّنۡهَمِرٖ ١١
Bunun üzerine Göğün kapılarını açtık dökülen bir su ile şakır şakır.
Göğün kapılarını açarak bardaktan su boşanır gibi bir yağmur yağdırdık.
Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
وَفَجَّرۡنَا ٱلۡأَرۡضَ عُيُونٗا فَٱلۡتَقَى ٱلۡمَآءُ عَلَىٰٓ أَمۡرٖ قَدۡ قُدِرَ ١٢
Yeri de fışkırtık kaynaklar halinde, derken su birleşti bir emr üzerine ki olmuştu öyle mukadder.
Yeri de coşkun kaynaklar halinde fışkırttık. Her iki yönden gelen su belirlenen bir görevi yerine getirmek üzere birleşti.
Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
وَحَمَلۡنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلۡوَٰحٖ وَدُسُرٖ ١٣
Onu ise taşıdık elvahlı ve kenetli bir hamule üzerinde ki akar.
Onu çivilerle tutturulmuş tahtalardan yapılan bir gemiye bindirdik.
Biz Nûh’u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
تَجۡرِي بِأَعۡيُنِنَا جَزَآءٗ لِّمَن كَانَ كُفِرَ ١٤
Nezaretimizle giderdi o nankörlük edilen zata bir mükâfat olarak.
Mesajı inkar edilen kulumuza ödül olarak bu gemi gözetimimiz altında yüzüyordu.
Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.
وَلَقَد تَّرَكۡنَٰهَآ ءَايَةٗ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٖ ١٥
Celâlim Hakkı için bıraktık ta onu bir âyet olarak, fakat düşünen mi var?
Biz onu bir ibret dersi olarak geride bıraktık. İbret alan yok mu?
Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ ١٦
Ki nasıl azâbım ve inzarlarım?
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış?
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٖ ١٧
Şanım namına Kur'an’ı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?
Biz Kur'an'dan öğüt alınabilsin diye onu kolay anlaşılır kıldık. Yok mu öğüt alan?
Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
كَذَّبَتۡ عَادٞ فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ ١٨
Tekzib etti de Âd nasıl oldu azâbım ve inzarlarım?
Adoğulları da peygamberlerini yalanladılar. Ama benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Âd kavmi de (Hûd’u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!