بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ ٢٠
Sabaha kadar o bağ sırıma dönüvermişti.
Bahçe simsiyah olmuştu.
Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.
فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ ٢١
Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler.
Sabahleyin birbirlerine seslendiler.
(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler.
أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ ٢٢
Haydin kesecekseniz harsinize (kültürünüze) erkence koşun dediler.
Haydi ürünleri toplayacaksanız erkenden ekininize gidin diye.
(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler.
فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ ٢٣
Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı:
Derken yürüdüler ve şöyle fısıldaşıyorlardı:
(23-24) Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular.
أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينٞ ٢٤
Sakın bu gün aranıza bir miskîn sokulmasın diyorlardı.
Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın.
(23-24) Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular.
وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدٖ قَٰدِرِينَ ٢٥
Sırf bir mena gücleri yeterek erkenden gittiler.
Ürünleri toplayacaklarından emin olarak erkenden gittiler.
(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği hâlde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ ٢٦
Vakta ki o bağı gördüler, biz, dediler: her halde yanlış gelmişiz.
Fakat bahçeyi görünce «Herhalde biz yolu şaşırdık» dediler.
Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ٢٧
Yok biz mahrum edilmişiz.
Hayır doğrusu biz mahrum bırakıldık.
(Gerçeği anlayınca da), “Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!” dediler.
قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ ٢٨
Ortancaları (en mutedilleri) demedim mi size: tesbîh etseydiniz.
Ortancaları, «Ben size demedim mi? Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmeniz gerekmez miydi?» dedi.
Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi.
قَالُواْ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ ٢٩
Sübhansın ya Rabbena! Dediler: bizler doğrusu zalimlermişiz.
«Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz kendi kendimize zulüm etmişiz» dediler.
Onlar, “Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz” dediler.
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَلَٰوَمُونَ ٣٠
Sonra döndüler kendilerine levm ediyorlardı.
Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.