بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ ١٨

Bir istisna da yapmıyorlardı.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar istisna da etmiyorlardı.

– Seyyid Kutub

(Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (“İnşaallah” demiyorlardı.)

– Diyanet İşleri

فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفٞ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ ١٩

Derken ona Rabbından bir dolaşan dolaşıvermişti onlar uyuyorlardı.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak onlar uyurken Rabbin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de.

– Seyyid Kutub

Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.

– Diyanet İşleri

فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ ٢٠

Sabaha kadar o bağ sırıma dönüvermişti.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Bahçe simsiyah olmuştu.

– Seyyid Kutub

Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.

– Diyanet İşleri

فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ ٢١

Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Sabahleyin birbirlerine seslendiler.

– Seyyid Kutub

(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler.

– Diyanet İşleri

أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ ٢٢

Haydin kesecekseniz harsinize (kültürünüze) erkence koşun dediler.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Haydi ürünleri toplayacaksanız erkenden ekininize gidin diye.

– Seyyid Kutub

(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler.

– Diyanet İşleri

فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ ٢٣

Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı:

– Elmalılı Hamdi Yazır

Derken yürüdüler ve şöyle fısıldaşıyorlardı:

– Seyyid Kutub

(23-24) Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular.

– Diyanet İşleri

أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينٞ ٢٤

Sakın bu gün aranıza bir miskîn sokulmasın diyorlardı.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın.

– Seyyid Kutub

(23-24) Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular.

– Diyanet İşleri

وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدٖ قَٰدِرِينَ ٢٥

Sırf bir mena gücleri yeterek erkenden gittiler.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Ürünleri toplayacaklarından emin olarak erkenden gittiler.

– Seyyid Kutub

(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği hâlde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.

– Diyanet İşleri

فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ ٢٦

Vakta ki o bağı gördüler, biz, dediler: her halde yanlış gelmişiz.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat bahçeyi görünce «Herhalde biz yolu şaşırdık» dediler.

– Seyyid Kutub

Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.

– Diyanet İşleri

بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ٢٧

Yok biz mahrum edilmişiz.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır doğrusu biz mahrum bırakıldık.

– Seyyid Kutub

(Gerçeği anlayınca da), “Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!” dediler.

– Diyanet İşleri

قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ ٢٨

Ortancaları (en mutedilleri) demedim mi size: tesbîh etseydiniz.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Ortancaları, «Ben size demedim mi? Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmeniz gerekmez miydi?» dedi.

– Seyyid Kutub

Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi.

– Diyanet İşleri

AYARLAR
Okuyucu

Yazı Boyutu


00:00
00:00