بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

هَمَّازٖ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمٖ ١١

Gammaz koğuculukla gezer.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Herkesi kınayan, söz götürüp getiren.

– Seyyid Kutub

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

– Diyanet İşleri

مَّنَّاعٖ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ ١٢

Hayır engeli, mütecâviz vebâl yüklü.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Hayra engel olan, saldırgan, günahkar.

– Seyyid Kutub

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

– Diyanet İşleri

عُتُلِّۭ بَعۡدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ ١٣

Zobu, sonrada dakma (zenîm).

– Elmalılı Hamdi Yazır

Kaba, sonra da soysuz, alçak.

– Seyyid Kutub

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

– Diyanet İşleri

أَن كَانَ ذَا مَالٖ وَبَنِينَ ١٤

Mal sahibi olmuş ve oğulları var diye.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış)

– Seyyid Kutub

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

– Diyanet İşleri

إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٥

Karşısında âyetlerimiz okunurken "eskilerin masalları" dedi.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: «Eskilerin masalları» dedi.

– Seyyid Kutub

Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der.

– Diyanet İşleri

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ ١٦

Haberiniz olsun ki biz onlara belâ vermişizdir.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Biz yakında onun burnuna damga vuracağız.

– Seyyid Kutub

Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.

– Diyanet İşleri

إِنَّا بَلَوۡنَٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواْ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ ١٧

O bağ sahiblerini belâlandırdığımız gibi; o sıra ki yemin etmişlerdi: sabah olunca onu mutlaka divşireceklerdi.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Biz, vakti ile «bahçe sahiplerini» sınadığımız gibi, onları da sınadık. Hani onlar (bahçe sahipleri) sabah olurken kimse görmeden onun mahsullerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi.

– Seyyid Kutub

Şüphesiz biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkârcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.

– Diyanet İşleri

وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ ١٨

Bir istisna da yapmıyorlardı.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar istisna da etmiyorlardı.

– Seyyid Kutub

(Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (“İnşaallah” demiyorlardı.)

– Diyanet İşleri

فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفٞ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ ١٩

Derken ona Rabbından bir dolaşan dolaşıvermişti onlar uyuyorlardı.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak onlar uyurken Rabbin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de.

– Seyyid Kutub

Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.

– Diyanet İşleri

فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ ٢٠

Sabaha kadar o bağ sırıma dönüvermişti.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Bahçe simsiyah olmuştu.

– Seyyid Kutub

Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.

– Diyanet İşleri

فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ ٢١

Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Sabahleyin birbirlerine seslendiler.

– Seyyid Kutub

(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler.

– Diyanet İşleri

AYARLAR
Okuyucu

Yazı Boyutu


00:00
00:00