بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ ٤٦
Ve büyük cinayete ısrar ediyorlardı.
Büyük günahı (Allah'a ortak koşmayı) işlemekte ısrar ediyorlardı.
Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ ٤٧
Ve diyorlardı ki: Öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz vakit mi? Cidden biz mi mutlak ba's olunacakmışız?
«Ölüp toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz yeniden mi diriltileceğiz?
Diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?”
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ ٤٨
Ya evvelki atalarımız da mı?
Eski atalarımız da mı?» diyorlardı.
“Evvelki atalarımız da mı?”
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ ٤٩
De ki: Muhakkak bütün evvelîn ve âhirîn.
De ki: «Öncekiler de, sonrakiler de.»
(49-50) De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.”
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ ٥٠
Lâbüd cem olunacaklar mikatına ma'lûm bir günün.
Belirlenmiş bir günün randevusunda bir araya getirileceklerdir.
(49-50) De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.”
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ ٥١
Sonra siz, ey sapgın münkirler!
Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar,
(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.
لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرٖ مِّن زَقُّومٖ ٥٢
Lâbüd yersiniz de bir ağaçtan, zakkumdan.
Size kesinlikle Zakkum ağacının meyvası yedirilecektir.
(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ ٥٣
Doldurursunuz da karınlarınızı ondan.
Onunla karınlarınız doldurulacaktır.
Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ ٥٤
İçersiniz de üstüne o hamîmden.
Üzerine de kaynar su içeceksiniz.
Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.
فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ ٥٥
İçersiniz hüyam illetine tutulmuş kanmak bilmez develer gibi.
Onu, içtikçe susayan develer gibi içeceksiniz.
Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ ٥٦
İşte bu onların konuklukları o din günü (ceza günü).
Onlar hesap günü işte böyle ağırlanacaklardır.
İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.