بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَإِذَا ٱلۡجَنَّةُ أُزۡلِفَتۡ ١٣
Ve cennet yaklaştırıldığı vakit.
Cennet yaklaştırıldığı zaman
Cennet yaklaştırıldığı zaman,
عَلِمَتۡ نَفۡسٞ مَّآ أَحۡضَرَتۡ ١٤
Anlar bir nefis ne hazırlamıştır.
Herkes ne getirdiğini öğrenecektir.
Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.
فَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلۡخُنَّسِ ١٥
Şimdi kasem ederim o sinenlere.
Yemin ederim geri kalıp gizlenenlere.
(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
ٱلۡجَوَارِ ٱلۡكُنَّسِ ١٦
O akıp akıp yuvasına girenlere.
Akıp giderken ışık verenlere.
(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
وَٱلَّيۡلِ إِذَا عَسۡعَسَ ١٧
Ve yöneldiği dem o geceye.
Kararan geceye.
Andolsun, yöneldiği zaman geceye,
وَٱلصُّبۡحِ إِذَا تَنَفَّسَ ١٨
Ve nefeslendiği dem o sabahaki.
Soluk almaya başlayan sabaha.
Andolsun, aydınlandığı zaman sabaha ki,
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولٖ كَرِيمٖ ١٩
Muhakkak o (Kur'an)i kerîm bir Resul’ün getirdiği kelâmdır.
Şüphesiz o şerefli bir elçinin sözüdür.
(19-21) O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.
ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي ٱلۡعَرۡشِ مَكِينٖ ٢٠
Bir Resulki pek kuvvetli, metîn Zül'arşın nezdinde mekîn.
Kuvvet sahibidir. Arşın sahibi Allah katında yücedir.
(19-21) O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.
مُّطَاعٖ ثَمَّ أَمِينٖ ٢١
Muta orada, emîn.
Orada kendisine itaat edilir, güvenilir.
(19-21) O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجۡنُونٖ ٢٢
Yoksa sahibiniz mecnun değil.
Arkadaşımız deli değildir.
(Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir.
وَلَقَدۡ رَءَاهُ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡمُبِينِ ٢٣
Vallahi gördü onu açık ufukta.
Şüphesiz (Muhammed) onu apaçık ufukta görmüştür.
Andolsun o, Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.