بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ ٩٩
Ve bizi hep o mücrimler şaşırtmıştı.
Bizi ağır suçlular yoldan çıkarmışlardır.
“Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.”
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ ١٠٠
Bak şimdi bizim için ne şefaatciler var.
Şimdi bizim bir şefaatçimiz yok.
“İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.”
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٖ ١٠١
Ne de yakın bir sadîk.
Cana yakın bir dostumuz da yok.
“Candan bir dostumuz da yok.”
فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةٗ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١٠٢
Bari bizim için geriye bir dönmek olsa idi de mü'minlerden olsa idik.
Ah keşki, bir daha dünyaya dönebilsek de mü'minlerden olsak.
“Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٠٣
Şüphesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı.
Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğunluğu inanmamış kimselerdi.
Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٠٤
Ve şüphesiz ki Rabbin O öyle Azîz öyle Rahîm.
Ve yine kuşku yok ki, senin Rabb'in üstün iradeli ve merhametlidir.
Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ١٠٥
Nuh kavmi gönderilen Resuller’i tekzib etti.
Nuh'un soydaşları peygamberlerini yalanladılar.
Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı.
إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٠٦
O vakit ki kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: siz Allah’dan korkmaz mısınız ?
Hani kardeşleri Nuh, onlara dedi ki, Siz hiç Allah'tan korkmaz mısınız?
Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ ١٠٧
Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, bir eminim.
Ben size gönderilmiş, güvenilir bir Allah elçisiyim.
“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٠٨
Gelin Allah’dan korkun, bana itaat edin.
Öyleyse Allah'tan korkunuz ve çağrıma uyunuz.
“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ١٠٩
Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak Rabb’ül-âlemîn’e aiddir.
Ben bu çağrı hizmetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum, benim çabamın karşılığını verecek olan alemlerin Rabb'idir.
“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”