بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ ٢٩
Yemin ederim ki dedi: eğer benden başka bir ilâh tutarsan seni mutlak ve muhakkak zindandakilerden ederim.
Firavun «Eğer benden başka bir ilah edinirsen yemin ederim ki, seni hapse attırırım» dedi.
Firavun, “Eğer benden başka bir ilâh edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim.”
قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءٖ مُّبِينٖ ٣٠
Ya, dedi: sana apaçık isbat edecek bir şey getirdimse demi?
Musa «Sana doğru söylediğimi kanıtlayan apaçık bir delil göstersem de mi? dedi.
Mûsâ, “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi.
قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ٣١
Haydi, dedi: getir onu bakayım sadıklardan isen.
Firavun «Eğer doğru söylüyorsan kanıtını göster bakalım» dedi.
Firavun, “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu,” dedi.
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانٞ مُّبِينٞ ٣٢
Bunun üzerine Asasını bırakıverdi, apaçık bir ejderha kesiliverdi.
Bunun üzerine Musa elindeki değneği yere attı, değnek o anda sahici bir yılan oluverdi.
Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ ٣٣
Bir de elini çekti çıkardı, o da bakanlara bem beyaz oluverdi.
Ve elini yeninin altından çıkardı; bakanlar, onun ak bir parıltı saçtığını gördüler.
Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.
قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٞ ٣٤
Etrafındaki cemiyyete bu, dedi: her halde bilgiç bir sihirbaz.
Bunun üzerine Firavun, çevresindeki seçkin yakınlarına dedi ki, «bu adam bilgili bir büyücüdür»
Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, “Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır” dedi.
يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ ٣٥
Sihrile sizi yerinizden çıkarmak istiyor, binaenaleyh ne emredersiniz?
Sizi büyücülüğü ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Peki ne buyuruyorsunuz?»
“Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?”
قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ ٣٦
Bunu ve kardeşini dediler; eğle, şehirlere de derleyiciler yolla.
Dediler ki; «Onu kardeşi ile birlikte oyala ve adam toplayacak elçilerini bütün kentlere gönder.
Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder."
يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٖ ٣٧
Bütün bilgiç sihirbazları getirsinler.
Bütün bilgili büyücüleri bulup sana getirsinler.
“Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.”
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ ٣٨
Bu suretle malûm bir gün miykat tayin olunarak sihirbazlar cemolundu.
Bir süre sonra büyücüler belirli bir günün kararlaştırılan saatinde biraraya geldiler.
Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ ٣٩
Ve halka siz toplu musunuz denildi.
Halka da dediler ki, haydi toplanın bakalım.
İnsanlara da “Siz de toplanır mısınız?” denildi.