بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ ١٢٩
Bir takım masnuat da ediniyorsunuz ki sanki muhalled kalacaksınız.
Hiç ölmemek ümidi ile sağlam köşkler mi yapıyorsunuz?
“İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?”
وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ ١٣٠
Hem tuttuğunuz vakit merhametsiz, cebbarcasına tutuyorsunuz.
Birini yakalayınca zorbaca yakalıyorsunuz.
“Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız.”
فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٣١
Artık Allah’dan korkun ve bana itaat edin.
Allah'tan korkunuz da çağrıma uyunuz.
“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ ١٣٢
O Allah’dan korkun ki size o bildiğiniz şeylere imdad buyordu.
Size bildiğiniz nimetleri bağışlayan Allah'tan korkunuz.
(132-134) “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.”
أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمٖ وَبَنِينَ ١٣٣
En'am, oğullar, cennet gibi bağlar, bahçeler, menbalar ile size imdad buyurmakta.
O size davar sürüleri ile evlatlar bağışladı.
(132-134) “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.”
وَجَنَّٰتٖ وَعُيُونٍ ١٣٤
En'am, oğullar, cennet gibi bağlar, bahçeler, menbalar ile size imdad buyurmakta.
Bahçeler ve pınarlar armağan etti.
(132-134) “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.”
إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٖ ١٣٥
Cidden ben size büyük bir günün azâbından korkuyorum.
Sizin hesabınıza 'büyük gün'ün azabından endişe ederim.
“Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.”
قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَ ١٣٦
Sen, dediler: ha vaazetmişin ha vaazedenlerden olmamışın bizce müsavidir.
Adoğulları dediler ki, «İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizim için birdir.»
Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.”
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٣٧
Bu sırf eskilerin âdeti.
Bu uygulamalarımız, eski atalarımızdan bize gelen geleneklerden başka birşey değildir.
“Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir.”
وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ ١٣٨
Biz tazib olunmayız.
Bizim azaba çarpılmamız sözkonusu değildir.
“Biz azaba uğratılacak da değiliz.”
فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٣٩
Diye onu tekzib ettiler de kendilerini helâk ediverdik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı.
Böylece peygamberlerini yalanladılar. Biz de onları yokettik. Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğu inanmamış kimselerdir.
Böylece onlar Hûd’u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helâk ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.