بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا ٣
Ve gündüze: Açtığı zaman onu.
Onu ortaya koyan gündüze,
Onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun,
وَٱلَّيۡلِ إِذَا يَغۡشَىٰهَا ٤
Ve geceye: Sararken onu.
Onu bürüyen geceye,
Onu bürüdüğünde geceye andolsun,
وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا ٥
Ve göğe ve onun bina edene.
Göğe ve onu yapana,
Göğe ve onu bina edene andolsun,
وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا طَحَىٰهَا ٦
Ve yere ve onu döşeyene.
Yere ve onu yayana.
Yere ve onu yayıp döşeyene andolsun,
وَنَفۡسٖ وَمَا سَوَّىٰهَا ٧
Ve bir nefse ve onu düzenleyene.
Kişiye ve onu şekillendirene,
(7-9) Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
فَأَلۡهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقۡوَىٰهَا ٨
Sonra da ona bozukluğunu ve korunmasını ilham eyleyene ki.
Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene andolsun ki,
(7-9) Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
قَدۡ أَفۡلَحَ مَن زَكَّىٰهَا ٩
Gerçek felâh bulmuştur onu temizlikle parlatan.
Kendini arıtan saadete ermiştir.
(7-9) Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
وَقَدۡ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا ١٠
Ve ziyan etmiştir onu kirletip gömen.
Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.
Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ بِطَغۡوَىٰهَآ ١١
Semûd inanmadı azgınlığından.
Semud kavmi azgınlığı yüzünden Hakkı yalanladı.
Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı.
إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشۡقَىٰهَا ١٢
O en yaramazları fırladığı zaman.
İçinden azgını ileri atılınca
Hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılmıştı.
فَقَالَ لَهُمۡ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقۡيَٰهَا ١٣
Ki o vakit demişti onlara Allah’ın Resul’ü: Gözetin Allah’ın nâkasını ve sulanışını.
Allah'ın elçisi onlara: 'Allah'ın devesine ve onun su içme hakkına dokunmayın' dedi.
Allah’ın Resûlü de onlara şöyle demişti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.”