بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
فَأَقۡبَلُوٓاْ إِلَيۡهِ يَزِفُّونَ ٩٤
Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yöneldiler.
Bunun üzerine puta tapanlar koşarak İbrahim'in yanına geldiler.
Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.
قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ ٩٥
“A” dedi, “siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?
İbrahim onlara «Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?»
İbrahim şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ ٩٦
Hâlbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı”.
Oysa sizi de, yaptığınız bu şeyleri de Allah yaratmıştır dedi.
"Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."
قَالُواْ ٱبۡنُواْ لَهُۥ بُنۡيَٰنٗا فَأَلۡقُوهُ فِي ٱلۡجَحِيمِ ٩٧
“Haydin” dediler, “bunun için bir binâ yapın ve bunu ateşe atın”.
Puta tapanlar: «Onun için bir bina yapın da onu ateşe atın» dediler.
Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.
فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدٗا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِينَ ٩٨
Böyle ona bir tuzak kurmak istediler, Biz de tuttuk kendilerini daha alçak düşürdük.
İbrahim'e bir tuzak kurmak istediler, biz de onların tuzaklarını boşa çıkardık, onları alçalttık.
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهۡدِينِ ٩٩
Bir de dedi ki: “Ben Rabbime gidiyorum, O bana yolunu gösterir.
İbrahim dedi ki: «Ben Rabb'ime gidiyorum, O beni doğru yola iletecek.»
İbrahim şöyle dedi: "Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir."
رَبِّ هَبۡ لِي مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ١٠٠
Rabbim! Bana sâlihînden ihsan buyur”.
Rabb'im bana iyilerden olacak bir çocuk ver.
"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."
فَبَشَّرۡنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٖ ١٠١
Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik.
Biz ona yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.
Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡيَ قَالَ يَٰبُنَيَّ إِنِّيٓ أَرَىٰ فِي ٱلۡمَنَامِ أَنِّيٓ أَذۡبَحُكَ فَٱنظُرۡ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ ١٠٢
Vaktâ ki yanında koşmak çağına erdi, “ey yavrum!” dedi; “ben menâmda görüyorum ki ben seni boğazlıyorum, artık bak ne görürsün.” “Ey babacığım” dedi, “ne emrolunuyorsan yap! Beni inşaallah sâbirînden bulacaksın”.
Çocuk onun yanında koşma yaşına gelince ona; «Yavrum! Ben uykuda iken seni kestiğimi görüyorum, bir düşün ne dersin? Çocuk; «Babacığım sana emredileni yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın» dedi.
Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
فَلَمَّآ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِينِ ١٠٣
Vaktâ ki bu suretle ikisi de teslim oldular ve onu tuttu şakağına yıktı.
İkisi de Allah'a teslimiyet gösterip babası, oğlunu alnı üzerine yere yatırınca.
Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"
وَنَٰدَيۡنَٰهُ أَن يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ ١٠٤
Ve şöyle ona nidâ ettik: “Yâ İbrâhim!.
Biz ona «Ey İbrahim» diye seslendik.
Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"