بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لَا فِيهَا غَوۡلٞ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا يُنزَفُونَ ٤٧
Onda ne bir gaile vardır, ne de başlarına vurur.
O içkide ne sersemletme var, ne de onunla sarhoş olurlar.
Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.
وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ عِينٞ ٤٨
Yanlarında iri gözlü nazarlarını kasretmiş nazenînler.
Yanlarında da bakışlarını yalnız kendisine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
كَأَنَّهُنَّ بَيۡضٞ مَّكۡنُونٞ ٤٩
Sanki saklı yumurtalar.
Saklı yumurtalar gibi bembeyaz eşler.
Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ ٥٠
Derken bazısı bazısına dönmüş soruyorlardır:
Cennet ehli birbirine dönmüş sorarlar.
Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
قَالَ قَآئِلٞ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٞ ٥١
İçlerinden bir söyleyen "benim der: bir karînim vardı.
Onlardan biri: «Benim de bir arkadaşım vardı.»
İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِينَ ٥٢
Derdi: sen cidden inananlardan mısın?
Bana «Sende mi doğrulayanlardansın?»
“Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?” derdi.
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ ٥٣
Öldüğümüz de bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakit hakikaten biz cezalanacak mıyız?".
Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı dirilip yaptığımız işlere göre cezalanacağız?
“Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”
قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ ٥٤
Nasıl der bir bakıştırır mısınız:
Yanındakilere; «Siz onu bilir misiniz?» der.
Konuşan o kimse, yanındakilere, “Bakar mısınız, hâli ne oldu?” der.
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ ٥٥
Derken bakmış onu tâ cehennemin ortasında görmüştür.
Bir bakar, onu cehennemin ortasında görür.
Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ ٥٦
Tallahi, der: doğrusu sen az daha beni helâk edecektin.
Ona der ki; «Yemin ederim ki, sen az daha beni helâk edecektin.
Ona şöyle der: “Allah’a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin.”
وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ ٥٧
Rabb’imin nimeti olmasa idi ben de bu ihzar edilenlerden olacaktım.
Rabb'imin lütfu olmasaydı şimdi ben de cehenneme götürülürdüm» dedi.
“Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.”