بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ ١٤٠
Hani bir vakit dolu gemiye kaçmıştı.
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِينَ ١٤١
Kur'a çekmişti de kaydırılanlardan olmuştu.
Gemide olanlar arasında kura çekilmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebepten denize atılmıştı.
Gemidekilerle kur’a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.
فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٞ ١٤٢
Derken kendisi balık yuttu melâmette idi.
Yunus kendini kınarken, balık onu yutmuştu.
Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
فَلَوۡلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِينَ ١٤٣
Eğer çok tesbih edenlerden olmasa idi.
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı.
(143-144) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
لَلَبِثَ فِي بَطۡنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ ١٤٤
Her halde ba'solunacakları güne kadar onun karnında kalırdı.
İnsanların yeniden dirileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
(143-144) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
۞ فَنَبَذۡنَٰهُ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٞ ١٤٥
Hemen biz onu alana attık hasta idi.
Biz de onu halsiz bir durumda ağaçsız çıplak bir yere attık.
Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.
وَأَنۢبَتۡنَا عَلَيۡهِ شَجَرَةٗ مِّن يَقۡطِينٖ ١٤٦
Ve üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Üzerine gölge yapması için geniş yapraklı bitki yetiştirdik.
Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.
وَأَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ يَزِيدُونَ ١٤٧
Ve onu yüz bine Resul gönderdik ve hattâ artıyorlardı.
Ve onu yüz bin insan ya da daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
فَـَٔامَنُواْ فَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينٖ ١٤٨
O vakit ona iman ettiler de onları bir zamana kadar istifade ettirdik.
İnandılar, biz de onları belli bir süreye kadar geçindirdik.
Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ ٱلۡبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلۡبَنُونَ ١٤٩
Şimdi sor o seninkilere: Rabb’ine kızlar, onlara oğullar öyle mi?
Ey Muhammed! Putperestlere sor bakalım kızlar Rabb'inin de erkekler onların mı?
Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?
أَمۡ خَلَقۡنَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثٗا وَهُمۡ شَٰهِدُونَ ١٥٠
Yoksa biz melâikeyi dişi yaratmışız da onlar şâhid mi bulunuyorlarmış?
Yoksa biz melekleri kız olarak yaratırken onlar yanında mıydı?
Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?