بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ ٢٠
Üçüncü olarak da Menât-ı uhrâyı?
Ya bunların öbürü, üçüncüsü olan Menat hakkında ne düşünüyorsunuz?
Lât ve Uzza'ya ve diğer üçüncüsü Menat'a ne dersiniz?
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلۡأُنثَىٰ ٢١
Size erkek O’na dişi, öyle mi?
Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın, öyle mi?
Erkek size de, dişi O'na mı?
تِلۡكَ إِذٗا قِسۡمَةٞ ضِيزَىٰٓ ٢٢
Bu öyle ise çok hayflı bir taksim.
Öyleyse bu haksız bir bölüştürmedir.
Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır.
إِنۡ هِيَ إِلَّآ أَسۡمَآءٞ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهۡوَى ٱلۡأَنفُسُۖ وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلۡهُدَىٰٓ ٢٣
Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız kuru isimler. Allah onlara öyle bir saltanat indirmedi, yalnız zanna ve nefislerin sevdâsına tâbi‘ oluyorlar, hâlbuki Rablerinden kendilerine doğru yolu gösteren geldi.
Aslında bunlar sizin ve atalarınızın uydurduğu kuru isimlerdir. Allah, onlara ilişkin hiçbir kanıt indirmemiştir. Onlar sadece sanılarının ve canlarının istediğinin peşinden gidiyorlar. Oysa onlara Rabbleri katından doğru yola ilişkin bilgi geldi.
Onlar ancak sizin ve atalarınızın (ilah edindiğiniz şeylere) taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar (putperestler)yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tâbi oluyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.
أَمۡ لِلۡإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ ٢٤
Yoksa var mı insana her kurduğu hülyâ?
Yoksa insanın her hayal ettiği şey gerçekleşir mi sanıyorsunuz?
Yoksa insan (kayıtsız şartsız), her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?
فَلِلَّهِ ٱلۡأٓخِرَةُ وَٱلۡأُولَىٰ ٢٥
Fakat Allah’ındır âhiret ve ûlâ.
Oysa hayatın sonu da ilki de (ahiret de dünya da) Allah'a aittir.
Oysa, Ahiret de dünya da Allah'ındır.
۞ وَكَم مِّن مَّلَكٖ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغۡنِي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ أَن يَأۡذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرۡضَىٰٓ ٢٦
Göklerde nice melâike vardır da Allah dileyip râzı olduğuna izin vermezden evvel şefaatleri hiçbir şeye yaramaz.
Göklerde nice melek var ki, Allah'ın dilediklerine ve hoşlandıklarına ilişkin izni olmadıkça, şefaatleri hiçbir yarar sağlamaz.
Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah'ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ تَسۡمِيَةَ ٱلۡأُنثَىٰ ٢٧
Evet, âhirete imanı olmayanlar melâikeye dişi adı takıp duruyorlar.
Ahirete inanmayanlar meleklere dişi adları takıyorlar.
Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar.
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغۡنِي مِنَ ٱلۡحَقِّ شَيۡـٔٗا ٢٨
Ma‘amâfîh ona dair bir bilgileri olduğundan değil sırf zanna tâbi‘ oluyorlar, hâlbuki zan haktan hiçbir şeyi muğnî olmaz.
Oysa onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Sadece sanılarının peşinden gidiyorlar. Sanıları ise gerçeğin kırıntısının bile yerini tutamaz.
Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
فَأَعۡرِضۡ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكۡرِنَا وَلَمۡ يُرِدۡ إِلَّا ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ٢٩
O hâlde bakma sen o Bizim zikrimizden yüz çevirip de dünyâ hayattan ötesini istemeyen kimselere.
Bizi anmaktan yüz çeviren ve sadece dünya hayatını isteyenlerden yüz çevir.
Öyle ise bizim zikrimizden (Kur'an'dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.
ذَٰلِكَ مَبۡلَغُهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱهۡتَدَىٰ ٣٠
İşte odur onların ilimden erebildikleri gaye, şüphesiz ki Rabbin, O’dur en bilen yolundan sapanı, hem de O’dur en bilen hidâyeti tutanı.
Onların bilgilerinin erişebileceği sınır budur. Hiç kuşkusuz senin Rabb'in kimin yolundan saptığını bildiği gibi kimin doğru yolda olduğunu da bilir.
İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.