بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَيُطَافُ عَلَيۡهِم بِـَٔانِيَةٖ مِّن فِضَّةٖ وَأَكۡوَابٖ كَانَتۡ قَوَارِيرَا۠ ١٥

Hem dolaşılır üzerlerine gümüşten kaplar ve küplerle ki billûrlar.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlara gümüş tabaklarla ve saydam kadehlerle servis yapılır.

– Seyyid Kutub

Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır.

– Diyanet İşleri

قَوَارِيرَاْ مِن فِضَّةٖ قَدَّرُوهَا تَقۡدِيرٗا ١٦

Gümüşten billûrlar, onları türlü türlü biçime koymuşlardır.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Bu gümüşten saydam kadehlerin büyüklükleri ihtiyaçlarına göre belirlenmiştir.

– Seyyid Kutub

Gümüşten billur kaplar ki, onları (ihtiyaca göre) ölçüp düzenlemişlerdir.

– Diyanet İşleri

وَيُسۡقَوۡنَ فِيهَا كَأۡسٗا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا ١٧

Ve orada bir kadeh sunulur ki katgısı olmuştur zencefil.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlara orada taslar içinde zencefil karışımlı içecekler sunulur.

– Seyyid Kutub

Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kâseden içirilir.

– Diyanet İşleri

عَيۡنٗا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلۡسَبِيلٗا ١٨

Bir çeşme ki denir selsebîl.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Bu «selsebil» adı verilen bir cennet pınarıdır.

– Seyyid Kutub

Orada bir pınar ki ona “selsebil” adı verilir.

– Diyanet İşleri

۞ وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنٞ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيۡتَهُمۡ حَسِبۡتَهُمۡ لُؤۡلُؤٗا مَّنثُورٗا ١٩

Ve dolanır etraflarına muhalled evlâdlar, görünce onları sanırsın saçilmış inciler.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Onlara hiç ölmeyecek gençler hizmet ederler. Bu gençleri görsen, ortalığa saçılmış birer inci sanırsın.

– Seyyid Kutub

Çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır.

– Diyanet İşleri

وَإِذَا رَأَيۡتَ ثَمَّ رَأَيۡتَ نَعِيمٗا وَمُلۡكٗا كَبِيرًا ٢٠

Ve gördüğün zaman orada bir na'îm ve pek büyük bir mülk görürsün.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Nereye baksan bir nimet ve büyük bir saltanat görürsün.

– Seyyid Kutub

Orada, görünce (sonsuz) nimetler ve büyük bir mülk (hükümranlık) görürsün.

– Diyanet İşleri

عَٰلِيَهُمۡ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضۡرٞ وَإِسۡتَبۡرَقٞۖ وَحُلُّوٓاْ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٖ وَسَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ شَرَابٗا طَهُورًا ٢١

Üstlerinde bir sündüs esvab yem yeşil ve kalın istebrak, gümüşten bileziklerle süslenmişler, Rableri onlara bir şarabı tahûr sunmaktadır.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Üzerlerinde ince, yeşil ipekten ve atlastan elbiseler vardır, bileklerine gümüş bilezikler takılmıştır. Rabbleri onlara temiz içecekler sunmuştur.

– Seyyid Kutub

Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.

– Diyanet İşleri

إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمۡ جَزَآءٗ وَكَانَ سَعۡيُكُم مَّشۡكُورًا ٢٢

Şöyle diye ki işte bu sizin bir mükâfatınızdı, sa'yiniz meşkûr oldu.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Bütün bunlar iyiliklerinizin karşılığıdır, çabalarınız, hoşnutluğumuzu kazanmıştır.

– Seyyid Kutub

Onlara şöyle denecektir: “Şüphesiz bu sizin için bir mükâfattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür.”

– Diyanet İşleri

إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ تَنزِيلٗا ٢٣

Filhakika biz indirdik biz sana Kur’an’ı ceste ceste.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Ey Muhammed, bu 'Kur'an'ı sana indiren biziz.

– Seyyid Kutub

Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz.

– Diyanet İşleri

فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعۡ مِنۡهُمۡ ءَاثِمًا أَوۡ كَفُورٗا ٢٤

O halde sabret Rabbi’nin hükmünü vermesi için de itaat etme onlardan bir âsime veya nanköre.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbin hükmünü verinceye dek sabret, onların günahkârlarının ve inatçı inkârcılarının sözlerine uyma.

– Seyyid Kutub

O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme.

– Diyanet İşleri

وَٱذۡكُرِ ٱسۡمَ رَبِّكَ بُكۡرَةٗ وَأَصِيلٗا ٢٥

Ve Rabbi’nin ismini an hem erken hem ikindiyin.

– Elmalılı Hamdi Yazır

Sabah ve akşam Rabbinin adını an.

– Seyyid Kutub

Sabah akşam Rabbinin adını an.

– Diyanet İşleri

AYARLAR
Okuyucu

Yazı Boyutu


00:00
00:00