بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ ٦٤
Gerçekle geldik sana. Biz şüphesiz doğru söyleyenleriz, dediler.
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعٖ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدٞ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ ٦٥
O halde geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın ve emrolunduğunuz yere doğru yürüyün, demişlerdi.
وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعٞ مُّصۡبِحِينَ ٦٦
Böylece ona bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahı edeceklerini bildirdik.
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ ٦٨
Dedi ki: Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni mahcûb etmeyin.
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٧٠
Dediler ki: Biz seni âlemlerden men'etmemiş miydik?
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ ٧١
Dedi ki: Alacaksanız işte bunlar, benim kızlarım.
لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ ٧٢
Senin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde muhakkak serseri bir halde idiler.
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ ٧٣
Tan yeri ağarırken çığlık onları yakalayıverdi.
فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةٗ مِّن سِجِّيلٍ ٧٤
Ülkelerinin üstünü altına getirdi. Üzerlerine sert taş yağdırdık.