بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
عَامِلَةٞ نَّاصِبَةٞ ٣
Çalışmış fakat boşuna yorulmuştur.
Zor işler altında bitkin düşmüştür.
Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır.
تَصۡلَىٰ نَارًا حَامِيَةٗ ٤
Kızışmış bir yaslanırlar.
Yakıcı ateşe yaslanırlar.
Kızgın ateşe girerler.
تُسۡقَىٰ مِنۡ عَيۡنٍ ءَانِيَةٖ ٥
Kızgın bir menba'dan sulanırlar.
Kızgın bir kaynaktan içirilirler.
Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler.
لَّيۡسَ لَهُمۡ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٖ ٦
Yiyecekleri yok ancak bir darî.
Onlar için kuru dikenden başka yiyecek de yoktur.
Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur.
لَّا يُسۡمِنُ وَلَا يُغۡنِي مِن جُوعٖ ٧
Ne besler ne açlıktan kurtarır.
Ne semirtir, ne de açlığı giderir.
O, ne besler ne de açlıktan kurtarır.
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ نَّاعِمَةٞ ٨
Bir takım yüzler de o gün mesuddur.
İnanmış olanların yüzleri, o gün, pırıl pırıldır.
O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.
لِّسَعۡيِهَا رَاضِيَةٞ ٩
Sayinden hoşnuddur.
Yaptıklarından hoşnutturlar.
Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar.
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٖ ١٠
Yüksek bir cennette.
Yüksek bir bahçededirler.
Yüksek bir cennettedirler.
لَّا تَسۡمَعُ فِيهَا لَٰغِيَةٗ ١١
Ki onda lağviyyattan bir kelime işidilmez.
Orada boş söz işitmezler.
Orada hiçbir boş söz işitmezler.
فِيهَا عَيۡنٞ جَارِيَةٞ ١٢
Onda carî bir menba.
Orada akan bir kaynak vardır.
Orada akan bir kaynak vardır.
فِيهَا سُرُرٞ مَّرۡفُوعَةٞ ١٣
Onda yüksek serîrler.
Orada yükseltilmiş tahtlar vardır.
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.