بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
مَّتَٰعٗا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ ٣٢
Sizin ve davarlarınızın intifaı için.
Sizin ve hayvanlarınızın yararına.
(27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ ٣٣
Amma geldiği vakit o sahha (o sayhasını dinletecek belâ).
Kulakları sağır edercesine yüksek o gürültü geldiği zaman.
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
يَوۡمَ يَفِرُّ ٱلۡمَرۡءُ مِنۡ أَخِيهِ ٣٤
O kaçacağı gün kişinin kardeşinden.
İşte o gün kişi kaçar, kardeşinden,
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ ٣٥
Ve anasından babasından.
Anasından, babasından,
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ ٣٦
Ve refîkasından ve oğullarından.
Eşinden ve oğullarından.
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
لِكُلِّ ٱمۡرِيٕٖ مِّنۡهُمۡ يَوۡمَئِذٖ شَأۡنٞ يُغۡنِيهِ ٣٧
Onlardan her kişinin bir şe'ni vardır o gün başından aşar.
O gün herkesin başından aşkın işi vardır.
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ مُّسۡفِرَةٞ ٣٨
Yüzler vardır o gün ışılar.
Bazı yüzler o gün parıl parıldır.
O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar,
ضَاحِكَةٞ مُّسۡتَبۡشِرَةٞ ٣٩
Güler sevinir.
Güleç ve sevinçli.
Gülerler, sevinirler.
وَوُجُوهٞ يَوۡمَئِذٍ عَلَيۡهَا غَبَرَةٞ ٤٠
Yüzler de vardır o gün üzerinde tortoz.
Bazı yüzler o gün tozlanmış.
O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler.
تَرۡهَقُهَا قَتَرَةٌ ٤١
Sarar onu bir kara.
Karanlıklar bürümüştür onları.
Onları bir siyahlık bürür.
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَفَرَةُ ٱلۡفَجَرَةُ ٤٢
İşte onlar o kefere-i fecere.
İşte onlar hayasız pis kafirlerdir.
İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır.