Bu başlık altında (290) ayet bulunmaktadır.
-
Hûd, 11:100
(Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.
-
Hûd, 11:101
Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlahları onların sadece ziyanlarını artırdı.
-
Hûd, 11:102
Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz onun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.
-
Hûd, 11:103
Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların (hesap ve ceza için) toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.
-
Hûd, 11:104
Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz.
-
Hûd, 11:116
Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.
-
Hûd, 11:117
Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez.
-
Hûd, 11:118
Rabbin dileseydi insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
-
Hûd, 11:119
Rabbin dileseydi insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
-
Hûd, 11:120
(Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
-
Hûd, 11:121
İman etmeyenlere de ki: "Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız."
-
Hûd, 11:122
"Bekleyin, biz de bekleyeceğiz."
-
Yûsuf, 12:109
Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
-
Yûsuf, 12:110
Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
-
Yûsuf, 12:111
Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur'an uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.
-
Hicr, 15:51
Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
-
Hicr, 15:52
Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.
-
Hicr, 15:53
Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
-
Hicr, 15:54
İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" dedi.
-
Hicr, 15:55
"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.
-
Hicr, 15:56
Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
-
Hicr, 15:57
İbrahim, "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
-
Hicr, 15:58
Şöyle dediler: "Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.
-
Hicr, 15:59
Lût'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik."
-
Hicr, 15:60
Lût'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik."
-
Hicr, 15:61
Elçiler (melekler) Lût'un ailesine gelince Lût onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
-
Hicr, 15:62
Elçiler (melekler) Lût'un ailesine gelince Lût onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
-
Hicr, 15:63
Dediler ki: "Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."
-
Hicr, 15:64
"Biz sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."
-
Hicr, 15:65
"Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin."
-
Hicr, 15:66
Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak."
-
Hicr, 15:67
Şehir halkı sevinerek geldiler.
-
Hicr, 15:68
Lût dedi ki: "Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin."
-
Hicr, 15:69
"Allah'a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın" dedi.
-
Hicr, 15:70
Onlar, "Biz seni insanlarla ilgilenmekten menetmemiş miydik" dediler.
-
Hicr, 15:71
Lût: "İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)" dedi.
-
Hicr, 15:72
(Melekler Lût'a:) "Ömrüne andolsun ki onlar (şehvetten) gözleri dönmüş halde sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar (Bu durumda asla seni dinlemezler)" dediler.
-
Hicr, 15:73
Derken güneşin doğuşu sırasında o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.
-
Hicr, 15:74
Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
-
Hicr, 15:75
Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.
-
Hicr, 15:76
O şehrin kalıntıları hâlâ mevcut olan bir yol üstünde duruyor.
-
Hicr, 15:77
Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.
-
Hicr, 15:78
"Eyke" halkı da şüphesiz zalim idiler.
-
Hicr, 15:79
Onlardan da intikam aldık. İkisi de (Lût kavminin yaşadığı Sodom ile Şuayb kavminin yaşadığı Eyke) belirgin bir anayol üzerinde idiler.
-
Tâhâ, 20:99
(Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir (Kur'an) verdik.
-
Tâhâ, 20:100
Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.
-
Tâhâ, 20:101
Onlar o günahın cezası içinde ebediyen kalacaklardır. Sûra üfürüleceği gün bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür!
-
Tâhâ, 20:124
"Her kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz."
-
Tâhâ, 20:125
O da şöyle der: "Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum halde, niçin beni kör olarak haşrettin?"
-
Tâhâ, 20:126
Allah "Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun" der.
-
Tâhâ, 20:127
Haddi aşan ve Rabbi'nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
-
Tâhâ, 20:128
Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
-
Hacc, 22:45
Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır!
-
Hacc, 22:46
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.
-
Furkân, 25:35
Andolsun, Biz, Mûsâ'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik ve kardeşi Hârûn'u da ona yardımcı kıldık.
-
Furkân, 25:36
Onlara, "Âyetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin" dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik.
-
Furkân, 25:37
Nûh kavmini de, Peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık ve zalimlere elem dolu bir azap hazırladık.
-
Furkân, 25:38
Âd ve Semûd kavimlerini, Ress halkını ve bunların arasında pek çok nesilleri de helak ettik.
-
Furkân, 25:39
Bunların herbirine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik.
-
Furkân, 25:40
Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.
-
Şuarâ, 26:10
Hani Rabbin Mûsâ'ya, "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.
-
Şuarâ, 26:11
Hani Rabbin Mûsâ'ya, "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti.
-
Şuarâ, 26:12
Mûsâ şöyle dedi: "Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum."
-
Şuarâ, 26:13
"Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)."
-
Şuarâ, 26:14
"Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım."
-
Şuarâ, 26:15
Allah dedi ki, "Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz."
-
Şuarâ, 26:16
"Firavun'a gidin ve deyin: "Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz",
-
Şuarâ, 26:17
"İsrailoğullarını bizimle beraber gönder."
-
Şuarâ, 26:18
Firavun şöyle dedi: "Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin."
-
Şuarâ, 26:19
"(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin."
-
Şuarâ, 26:20
Mûsâ şöyle dedi: "Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir halde iken (istemeyerek) yaptım."
-
Şuarâ, 26:21
"Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı."
-
Şuarâ, 26:22
"Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir."
-
Şuarâ, 26:23
Firavun, "Âlemlerin Rabbi de nedir?" dedi.
-
Şuarâ, 26:24
Mûsâ, "O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir."
-
Şuarâ, 26:25
Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) "dinlemez misiniz?" dedi.
-
Şuarâ, 26:26
Mûsâ, "O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.
-
Şuarâ, 26:27
Firavun, "Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir" dedi.
-
Şuarâ, 26:28
Mûsâ, "O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir" dedi.
-
Şuarâ, 26:29
Firavun, "Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim."
-
Şuarâ, 26:30
Mûsâ, "Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?" dedi.
-
Şuarâ, 26:31
Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi.
-
Şuarâ, 26:32
Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.
-
Şuarâ, 26:33
Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.
-
Şuarâ, 26:34
Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, "Şüphesiz bu bilgin bir sihirbazdır" dedi.
-
Şuarâ, 26:35
"Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?"
-
Şuarâ, 26:36
Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy.Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder."
-
Şuarâ, 26:37
"Sana bütün usta sihirbazları getirsinler."
-
Şuarâ, 26:38
Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
-
Şuarâ, 26:39
İnsanlara da "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
-
Şuarâ, 26:40
"Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız" (dediler.)
-
Şuarâ, 26:41
Sihirbazlar gelince, Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek gerçekten bize bir mükafat var mı?" dediler.
-
Şuarâ, 26:42
Firavun, "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız" dedi.
-
Şuarâ, 26:43
Mûsâ onlara, "Hadi ortaya atacağınız şeyi atın" dedi.
-
Şuarâ, 26:44
Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz" dediler.
-
Şuarâ, 26:45
Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asâ onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.
-
Şuarâ, 26:46
Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
-
Şuarâ, 26:47
"Âlemlerin Rabbine inandık" dediler.
-
Şuarâ, 26:48
"Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbi'ne."
-
Şuarâ, 26:49
Firavun, "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım" dedi.
-
Şuarâ, 26:50
Sihirbazlar şöyle dediler: "Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz."
-
Şuarâ, 26:51
"(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."
-
Şuarâ, 26:52
Biz Mûsâ'ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz" diye vahyettik.
-
Şuarâ, 26:53
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
-
Şuarâ, 26:54
Dedi ki, "Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur."
-
Şuarâ, 26:55
"Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar."
-
Şuarâ, 26:56
"Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz."
-
Şuarâ, 26:57
Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.
-
Şuarâ, 26:58
Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.
-
Şuarâ, 26:59
İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
-
Şuarâ, 26:60
Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.
-
Şuarâ, 26:61
İki topluluk birbirini görünce Mûsâ'nın arkadaşları, "Eyvah yakalandık" dediler.
-
Şuarâ, 26:62
Mûsâ, "Hayır!, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi.
-
Şuarâ, 26:63
Bunun üzerine Mûsâ'ya, "Asan ile denize vur" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.
-
Şuarâ, 26:64
Ötekileri de oraya yaklaştırdık.
-
Şuarâ, 26:65
Mûsâ'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
-
Şuarâ, 26:66
Sonra ötekileri suda boğduk.
-
Şuarâ, 26:67
Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
-
Şuarâ, 26:68
Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
-
Şuarâ, 26:123
Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.
-
Şuarâ, 26:124
Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
-
Şuarâ, 26:125
"Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
-
Şuarâ, 26:126
"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
-
Şuarâ, 26:127
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
-
Şuarâ, 26:128
"Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?"
-
Şuarâ, 26:129
"İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?"
-
Şuarâ, 26:130
"Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız."
-
Şuarâ, 26:131
"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
-
Şuarâ, 26:132
"Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."
-
Şuarâ, 26:133
"Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."
-
Şuarâ, 26:134
"Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."
-
Şuarâ, 26:135
"Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum."
-
Şuarâ, 26:136
Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."
-
Şuarâ, 26:137
"Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir."
-
Şuarâ, 26:138
"Biz azaba uğratılacak da değiliz."
-
Şuarâ, 26:139
Böylece onlar Hûd'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
-
Şuarâ, 26:140
Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
-
Şuarâ, 26:141
Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı.
-
Şuarâ, 26:142
Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
-
Şuarâ, 26:143
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
-
Şuarâ, 26:144
"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"
-
Şuarâ, 26:145
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
-
Şuarâ, 26:146
"Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"
-
Şuarâ, 26:147
"Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"
-
Şuarâ, 26:148
"Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"
-
Şuarâ, 26:149
"Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."
-
Şuarâ, 26:150
"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
-
Şuarâ, 26:151
"Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."
-
Şuarâ, 26:152
"Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."
-
Şuarâ, 26:153
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
-
Şuarâ, 26:154
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir."
-
Şuarâ, 26:155
Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."
-
Şuarâ, 26:156
"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."
-
Şuarâ, 26:157
Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.
-
Şuarâ, 26:158
Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
-
Şuarâ, 26:159
Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
-
Şuarâ, 26:160
Lût'un kavmi de peygamberleri yalanladı.
-
Şuarâ, 26:161
Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
-
Şuarâ, 26:162
"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
-
Şuarâ, 26:163
"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
-
Şuarâ, 26:164
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
-
Şuarâ, 26:165
"Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."
-
Şuarâ, 26:166
"Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."
-
Şuarâ, 26:167
Dediler ki: "Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!"
-
Şuarâ, 26:168
Lût şöyle dedi: "Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım."
-
Şuarâ, 26:169
"Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar."
-
Şuarâ, 26:170
Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.
-
Şuarâ, 26:171
Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.
-
Şuarâ, 26:172
Sonra diğerlerini helâk ettik.
-
Şuarâ, 26:173
Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!
-
Şuarâ, 26:174
Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
-
Şuarâ, 26:175
Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
-
Şuarâ, 26:176
Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
-
Şuarâ, 26:177
Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
-
Şuarâ, 26:178
"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
-
Şuarâ, 26:179
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
-
Şuarâ, 26:180
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
-
Şuarâ, 26:181
Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın."
-
Şuarâ, 26:182
"Doğru terazi ile tartın."
-
Şuarâ, 26:183
"İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
-
Şuarâ, 26:184
"Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının."
-
Şuarâ, 26:185
Onlar şöyle dediler: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
-
Şuarâ, 26:186
Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
-
Şuarâ, 26:187
"Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür."
-
Şuarâ, 26:188
Şuayb, "Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
-
Şuarâ, 26:189
Onlar Şuayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
-
Şuarâ, 26:190
Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
-
Şuarâ, 26:191
Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
-
Neml, 27:45
Andolsun biz, "Allah'a kulluk edin" diye (uyarması için) Semûd kavmine, kardeşleri Salih'i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.
-
Neml, 27:46
Salih onlara, "Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorsunuz? Merhamet edilmeniz için Allah'tan bağışlanma dileseniz ya!"
-
Neml, 27:47
Onlar, "Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih, "Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katında(yazılı)dır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz" dedi.
-
Neml, 27:48
Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı.
-
Neml, 27:49
Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: "Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz sonra da velisine; ‘Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz', diyeceğiz."
-
Neml, 27:50
Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.
-
Neml, 27:51
Bak onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekün helak ettik.
-
Neml, 27:52
İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır.
-
Ankebût, 29:14
Andolsun, biz Nûh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
-
Ankebût, 29:15
Biz de onu (Nûh'u) ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık.
-
Rûm, 30:9
(Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
-
Rûm, 30:10
Sonra, Allah'ın âyetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu.
-
Rûm, 30:41
İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.
-
Rûm, 30:42
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın." Onların çoğu Allah'a ortak koşan kimselerdi.
-
Rûm, 30:43
Allah tarafından, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir. O gün insanlar bölük bölük ayrılacaklardır.
-
Secde, 32:23
Andolsun, biz Mûsâ'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) vermiştik. Sen de kitaba (Kur'an'a) kavuşma konusunda sakın şüphe içinde olma. Onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık
-
Secde, 32:24
Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.
-
Secde, 32:25
Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, üzerinde ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda onlar arasında hüküm verecektir.
-
Secde, 32:26
Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hâlâ duymayacaklar mı?
-
Fâtır, 35:42
Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı.
-
Fâtır, 35:43
Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah'ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.
-
Fâtır, 35:44
Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasılolduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden dahada kuvvetli idiler. Ne göklerde ne yerde hiçbir şey Allah’ıaciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıylakudret sahibidir.
-
Fâtır, 35:45
Eğer Allah insanları, kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.
-
Yâsîn, 36:30
Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar.
-
Yâsîn, 36:31
Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?
-
Yâsîn, 36:32
Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır.
-
Sâffât, 37:133
Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.
-
Sâffât, 37:134
Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.
-
Sâffât, 37:135
Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.
-
Sâffât, 37:136
Sonra da diğerlerini yok ettik.
-
Sâffât, 37:137
Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
-
Sâffât, 37:138
Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
-
Gâfir, 40:20
Allah hak ve adâletle hükmeder. Allah'tan başka taptıkları ise hiçbir hükümde bulunamazlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
-
Gâfir, 40:21
Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah'ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.
-
Gâfir, 40:22
Bunun sebebi şu idi: Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da onlar inkar ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O güçlüdür, cezası da çok şiddetlidir.
-
Gâfir, 40:81
Allah size âyetlerini gösteriyor. Allah'ın hangi âyetlerini inkâr edersiniz?
-
Gâfir, 40:82
Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti.
-
Gâfir, 40:83
Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.
-
Gâfir, 40:84
Azabımızı gördükleri zaman, "Yalnız Allah'a inandık; O'na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik" dediler.
-
Gâfir, 40:85
Fakat, azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah'ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar.
-
Zuhrûf, 43:48
Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye, onları azaba uğrattık.
-
Zuhrûf, 43:49
(Onlar azabı görünce) "Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz" dediler.
-
Zuhrûf, 43:50
Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar.
-
Zuhrûf, 43:51
Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?"
-
Zuhrûf, 43:52
"Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?"
-
Zuhrûf, 43:53
"(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?"
-
Zuhrûf, 43:54
Firavun kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.
-
Zuhrûf, 43:55
Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan öc aldık, hepsini suda boğduk.
-
Zuhrûf, 43:56
Onları, sonradan gelecek inkârcılara, geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık.
-
Ahkâf, 46:27
Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. (Doğru yola) dönsünler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.
-
Ahkâf, 46:28
Allah'ı bırakıp ona yakınlık sağlamaları için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etseydi ya!? Aksine onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kayboldular. Bu onların yalanı ve uydurmakta oldukları şeydir.
-
Muhammed, 47:7
Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
-
Muhammed, 47:8
İnkâr edenlere gelince, yıkım onlara! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır.
-
Muhammed, 47:9
Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah'ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.
-
Muhammed, 47:10
Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkâr edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.
-
Muhammed, 47:11
Bu, Allah'ın inananların yardımcısı olması, inkâr edenlerin ise, hiçbir yardımcısı bulunmamasından dolayıdır.
-
Kaf, 50:36
Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helak ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?
-
Kaf, 50:37
Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.
-
Zâriyât, 51:24
(Ey Muhammed!) İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?
-
Zâriyât, 51:25
Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selâm olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selâm olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).
-
Zâriyât, 51:26
Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.
-
Zâriyât, 51:27
Onu önlerine koydu. "Yemez misiniz?" dedi.
-
Zâriyât, 51:28
(Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim'in içine bir korku düştü. Onlar, "korkma" dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.
-
Zâriyât, 51:29
Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. "Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)" dedi.
-
Zâriyât, 51:30
Onlar dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir."
-
Zâriyât, 51:31
İbrahim onlara: "O halde asıl işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
-
Zâriyât, 51:32
Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lût'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."
-
Zâriyât, 51:33
Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lût'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."
-
Zâriyât, 51:34
Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lût'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."
-
Zâriyât, 51:35
Orada (Lût'un yöresinde) bulunan mü'minleri çıkardık.
-
Zâriyât, 51:36
Zâten orada bir ev halkindan baska müslüman bulamadik.
-
Zâriyât, 51:37
Orada, elem dolu azapdan korkacaklar için bir ibret bıraktık.
-
Zâriyât, 51:38
Mûsâ kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
-
Zâriyât, 51:39
O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve "Bu bir büyücü veya delidir" dedi.
-
Zâriyât, 51:40
Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.
-
Zâriyât, 51:41
Ad kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.
-
Zâriyât, 51:42
Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.
-
Zâriyât, 51:43
Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, "Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti
-
Zâriyât, 51:44
Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.
-
Zâriyât, 51:45
Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti ne de başkasından yardım görebildiler.
-
Zâriyât, 51:46
Bunlardan önce de Nûh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar fâsık bir toplum idiler.
-
Kamer, 54:9
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp "Bu bir delidir" dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.
-
Kamer, 54:10
O da Rabbine, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua etti.
-
Kamer, 54:11
Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
-
Kamer, 54:12
Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
-
Kamer, 54:13
Biz Nûh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
-
Kamer, 54:14
Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh'a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.
-
Kamer, 54:15
Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?
-
Kamer, 54:16
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!
-
Kamer, 54:50
Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.)
-
Kamer, 54:51
Andolsun, biz sizin gibileri hep helak ettik. Fakat var mı düşünüp öğüt alan?
-
Kamer, 54:52
İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.
-
Kamer, 54:53
Küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır.
-
Tegâbun, 64:5
Daha önce inkar edip de inkarlarının cezasını tadanların haberi size gelmedi mi? Onlar için elem dolu bir azap da vardır.
-
Tegâbun, 64:6
Bu, peygamberlerinin, onlara apaçık mucizeler getirmeleri ve onların da, "(Bizim gibi) insanlar mı bizi doğru yola iletecekmiş?" deyip de inkar etmeleri ve yüz çevirmeleri sebebiyledir. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını göstermiştir. Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye layıktır.
-
Nâziât, 79:20
Derken Mûsâ O'na en büyük mucizeyi gösterdi.
-
Nâziât, 79:21
Fakat o, Mûsâ'yı yalanladı ve isyan etti.
-
Nâziât, 79:22
Sonra sırt dönüp koşarak gitti.
-
Nâziât, 79:23
Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi:
-
Nâziât, 79:24
"Ben, sizin en yüce Rabbinizim!" dedi.
-
Nâziât, 79:25
Allah onu, ibret verici şekilde dünya ve âhiret cezasıyla cezalandırdı.
-
Nâziât, 79:26
Şüphesiz bunda Allah'tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.